Sürekli Kendini Kontrol Etme İhtiyacı: “Bende Bir Sorun mu Var?” Düşüncesi Neden Bitmiyor?
Bedeninizde küçük bir değişiklik fark ediyorsunuz. Belki kalbiniz biraz hızlı atıyor, boğazınızda farklı bir his var, başınız hafif dönüyor ya da daha önce önemsemediğiniz küçük bir sertlik dikkatinizi çekiyor. Önce kontrol ediyorsunuz. Sonra bir kez daha. Ardından internette belirtileri araştırmaya başlıyorsunuz. Okudukça yeni ihtimallerle karşılaşıyor, bu kez vücudunuzu daha dikkatli dinliyorsunuz. Yakınınıza soruyor, belki bir hekime başvuruyor ve “önemli bir şey görünmüyor” yanıtını alıyorsunuz.
Bir süre rahatlıyorsunuz.
Fakat birkaç saat ya da birkaç gün sonra yeni bir duyum beliriyor ve aklınızdan aynı soru geçiyor:
“Ya bu kez gerçekten bir şey varsa?”
Ardından nabzınızı ölçmek, tansiyonunuzu kontrol etmek, vücudunuzdaki bir bölgeye tekrar tekrar dokunmak veya internetten hastalık araştırmak yeniden başlıyor.
Buradaki asıl yorucu olan çoğu zaman tek bir bedensel duyum değildir. O duyumun ne anlama geldiğini kesin olarak bilme ihtiyacı ve bu belirsizliği ortadan kaldırmak için tekrar tekrar kontrol etme döngüsüdür.
Bu yazıda “sürekli kendimi kontrol ediyorum”, “vücudumu sürekli dinliyorum”, “neden sürekli kendimde hastalık arıyorum?” gibi soruların arkasında bulunabilecek psikolojik mekanizmaları, Bilişsel Davranışçı Terapi (BDT) perspektifinden anlaşılır bir dille ele alacağız.
Önemli not: Bu yazı bilgilendirme amacı taşır ve internet üzerinden tanı koymayı amaçlamaz. Bedensel belirtilerin psikolojik olduğu peşinen varsayılmamalıdır. Yeni başlayan, şiddetli, açıklanamayan, hızla kötüleşen veya acil nitelikte olabilecek fiziksel belirtiler uygun bir sağlık kuruluşunda değerlendirilmelidir.
İnsan Neden Sürekli Kendisini Kontrol Etme İhtiyacı Hisseder?
Kendimizi zaman zaman kontrol etmemiz son derece anlaşılırdır. Sağlığımızdaki değişiklikleri fark etmek, gerektiğinde tıbbi yardım almak ve bedenimize özen göstermek sağlıklı davranışlardır.
Ancak bazı kişilerde kontrol, bilgi edinmenin ötesine geçerek kaygıyı azaltmanın bir yolu haline gelebilir.
Örneğin kişi kalbinin hızlı attığını fark ettiğinde nabzını ölçer. Sonuç normal gelirse rahatlar. Fakat zihni bu deneyimden şu sonucu çıkarabilir:
“Demek ki rahatlayabilmem için kontrol etmem gerekiyor.”
Bir sonraki çarpıntıda yeniden kontrol eder. Bir süre sonra yalnızca çarpıntı olduğunda değil, “acaba nabzım normal mi?” düşüncesi geldiğinde bile ölçmeye başlayabilir.
Böylece kontrol davranışı kısa vadede rahatlatırken uzun vadede kişinin kendi bedenine yönelik dikkatini artırabilir.
Sorun artık yalnızca “Bedenimde ne oluyor?” sorusu değildir.
Zihin giderek “Ya gözden kaçırdığım bir şey varsa?” sorusuna takılmaya başlayabilir.
“Vücudumu Sürekli Dinliyorum”: Bedensel Duyumlara Aşırı Dikkat Ne Anlama Gelir?
İnsan bedeni gün boyunca çok sayıda duyum üretir. Kalp atışımız değişir, kaslarımız gerilir ve gevşer, bağırsak hareketleri oluşur, ciltte farklı hisler ortaya çıkar, nefesimizin derinliği değişir.
Bunların çoğunu fark etmeyiz.
Fakat dikkatinizi belirli bir bölgeye yoğunlaştırdığınızda, daha önce arka planda kalan duyumları fark etmeye başlayabilirsiniz.
Örneğin birkaç dakika boyunca yalnızca nefes alışverişinizi izlediğinizi düşünün. Bir süre sonra nefesinizin ritmini, derinliğini veya göğsünüzdeki küçük değişiklikleri normalden çok daha fazla fark edebilirsiniz.
Benzer şekilde kişi:
- sürekli nabzını kontrol ediyorsa,
- lenf bezlerini tekrar tekrar yokluyorsa,
- cildindeki değişiklikleri uzun süre inceliyorsa,
- nefesinin yeterli olup olmadığını kontrol ediyorsa,
- gün içinde bedenini “bir sorun var mı?” diye tarıyorsa,
dikkati giderek daha fazla bedensel sinyallere yönelmeye başlayabilir.
BDT açısından buna seçici dikkat ve bedensel tarama süreçleri eşlik edebilir.
Buradaki kritik nokta şudur:
Bir duyumu daha fazla fark etmek, o duyumun mutlaka daha tehlikeli olduğu anlamına gelmez.
Ancak kişi duyumu fark ettikçe kaygılanabilir; kaygılandıkça da duyuma daha fazla dikkat edebilir.
Kaygı Gerçekten Fiziksel Belirtileri Artırabilir mi?
Evet. Kaygı yalnızca zihinde yaşanan bir düşünce hali değildir. Bedenin de dahil olduğu bir süreçtir.
Tehdit algılandığında sinir sistemi buna yanıt verebilir. Kalp atımında hızlanma, terleme, kas gerginliği, titreme, mide-bağırsak değişiklikleri, nefeste farklılaşma veya baş dönmesi gibi bedensel deneyimler ortaya çıkabilir.
Bu noktada ilginç bir döngü oluşabilir.
Kişi:
“Kalbimde bir sorun olabilir.”
diye düşünür.
Bu düşünce kaygıyı artırır. Kaygı kalp atışının daha belirgin hissedilmesine neden olabilir. Kişi kalp atışını daha güçlü fark ettiğinde ise:
“Bak, gerçekten bir şey oluyor.”
diye düşünebilir.
Böylece başlangıçtaki düşünce, bedensel tepki tarafından doğrulanıyormuş gibi hissedilebilir.
Bu, belirtilerin “hayal ürünü” olduğu anlamına gelmez. Kaygıyla ilişkili bedensel duyumlar gerçekten hissedilir.Önemli olan, duyumun varlığı ile o duyuma yüklenen anlamı birbirinden ayırabilmektir.
Aynı zamanda fiziksel bir belirtinin kaygıyla ilişkili olup olmadığına yalnızca internetten veya kişinin kendi değerlendirmesiyle karar verilmemelidir. Gerektiğinde tıbbi değerlendirme önemlidir.
Normal Bir Bedensel Duyum Nasıl Tehdit Gibi Görünmeye Başlar?
Aynı bedensel duyum iki kişi tarafından tamamen farklı yorumlanabilir.
Bir kişi kalbinin hızlı attığını fark edip:
“Merdiven çıktım, ondan hızlandı.”
diye düşünebilir.
Başka biri aynı duyumu:
“Kalbimde ciddi bir problem mi var?”
şeklinde yorumlayabilir.
BDT’de burada önemli olan yalnızca bedensel duyum değil, duyuma verilen anlamdır.
Özellikle sağlıkla ilgili kaygı yoğunlaştığında belirsiz bir belirti en kötü ihtimal üzerinden değerlendirilebilir. Buna felaketleştirici yorumlama denebilir.
Örneğin:
“Başım ağrıyor.” → “Ya ciddi bir hastalığın belirtisiyse?”
“Kalbim hızlı attı.” → “Ya kalbimde sorun varsa?”
“Boynumda bir sertlik hissettim.” → “Ya tehlikeli bir şeyse?”
Burada zihin olasılık ile kesinliği birbirine yaklaştırabilir.
“Böyle bir ihtimal var mı?” sorusu, fark edilmeden “Demek ki bu oluyor.” hissine dönüşebilir.
“Sürekli Bir Hastalığım Var mı Diye Düşünüyorum”: Döngü Nasıl İşliyor?
Bu süreci basitleştirirsek şöyle bir zincir ortaya çıkabilir:
Düşünce → Kaygı → Bedensel duyum → Kontrol → Geçici rahatlama → Yeniden şüphe
Örneğin:
“Ya kalbimde bir sorun varsa?”
↓
Kaygı yükselir.
↓
Kalp atışları daha belirgin hissedilir.
↓
Nabız ölçülür.
↓
Sonuç rahatlatıcıdır.
↓
“Tamam, şu an sorun yok.”
↓
Bir süre sonra kalpte farklı bir atım hissedilir.
↓
“Peki ya şimdi?”
↓
Nabız yeniden ölçülür.
Bu döngünün önemli özelliklerinden biri, kontrolün işe yaramıyor gibi görünmesine rağmen aslında çok kısa süreli işe yaramasıdır.
Tam da bu nedenle tekrarlanabilir.
Sürekli Nabız, Tansiyon, Nefes veya Lenf Bezi Kontrol Etmek Neden Alışkanlığa Dönüşebilir?
Kontrol davranışının amacı çoğu zaman tehlikeyi bulmaktan çok tehlike olmadığına emin olmaktır.
Kişi nabzını ölçer: normaldir.
Tansiyonunu ölçer: normaldir.
Lenf bezini kontrol eder: farklılık fark etmez.
Cildindeki bölgeyi inceler: değişiklik görmez.
Rahatlama gelir.
Ancak zihnin öğrenebileceği mesaj şu olabilir:
“Kontrol ettiğim için güvendeyim.”
Bunun sonucunda kişi bir sonraki kaygıda yeniden kontrol etmeye daha yatkın hale gelebilir.
Üstelik tekrar tekrar kontrol etmek bazen yeni belirsizlikler de üretir:
“Dün böyle miydi?”
“Biraz daha hızlı mı?”
“Bu taraf diğerinden farklı mı?”
“Ölçüm doğru mu?”
“Bir daha ölçsem?”
Böylece kesinlik arayışı yeni sorular doğurabilir.
İnternetten Sürekli Hastalık Araştırmak Neden Kaygıyı Büyütebilir?
İnternet sağlık konusunda değerli bilgiler sağlayabilir. Ancak kaygıyı gidermek amacıyla tekrar tekrar belirti araştırmak farklı bir işlev kazanabilir.
Örneğin kişi “baş dönmesi neden olur?” diye arama yapar. Çok sayıda olası nedenle karşılaşır. Bunların arasından en ciddi olanı dikkatini çeker.
Ardından o hastalığın diğer belirtilerini okumaya başlar.
Okuduğu belirtilerden bazılarını kendisinde arar.
Daha önce önemsemediği bir duyumu fark eder.
Sonra onu araştırır.
Bu kez yeni bir hastalık ihtimaliyle karşılaşır.
Başlangıçta cevap bulmak amacıyla yapılan araştırma, yeni sorular üretmeye başlayabilir.
Özellikle kaygı yüksekken kişi internette karşılaştığı bilgileri tarafsız değerlendirmekte zorlanabilir. Tehdit içeren açıklamalar diğerlerinden daha dikkat çekici hale gelebilir.
Bu nedenle “internetten sürekli hastalık araştırıyorum” diyen kişiler bazen araştırmadan sonra daha bilgili fakat aynı zamanda daha kaygılı hissedebilir.
Güvence Aramak Neden Yalnızca Kısa Süreli Rahatlatır?
“Bence bir şeyim yok değil mi?”
“Bu normal görünüyor mu?”
“Sen olsan endişelenir miydin?”
“Doktor önemli bir şey olmadığını söyledi, sence emin midir?”
Bu soruların ortak amacı çoğu zaman aynıdır: belirsizliği ortadan kaldırmak.
Yakınınız “bir şey yok” dediğinde rahatlayabilirsiniz.
Fakat bir süre sonra zihniniz yeni bir soru üretebilir:
“Ya anlamadıysa?”
“Ya belirtileri doğru anlatamadıysam?”
“Ya sonradan geliştiyse?”
“Ya çok erken olduğu için görülmediyse?”
Bu nedenle güvence arama davranışı bazen kaygının temelindeki belirsizlik sorununu çözmek yerine, kişinin yeniden güvence alma ihtiyacını güçlendirebilir.
“Doktor Bir Şey Olmadığını Söyledi Ama Hâlâ İkna Olamıyorum.” Neden?
Tıbbi değerlendirmeden sonra kaygının devam etmesi kişinin “mantıksız” olduğu anlamına gelmez.
Bazen temel sorun bilgi eksikliğinden çok kesinlik ihtiyacıdır.
Kişi yalnızca “şu anda önemli bir bulgu görülmediğini” bilmek istemeyebilir. İçsel olarak yüzde yüz emin olmak isteyebilir.
Fakat sağlık dahil hayatın pek çok alanında yüzde yüz kesinlik mümkün değildir.
Bu noktada zihin şu tuzağa düşebilir:
“Tamamen emin değilsem, tehlike devam ediyor olabilir.”
Yeni bir hekim görüşü, yeni bir araştırma veya yeni bir kontrol kısa süreli rahatlama sağlayabilir. Ancak kişi belirsizlik hissine tahammül etmekte zorlanıyorsa “ya yine de?” sorusu geri dönebilir.
Elbette belirtiler değiştiğinde, yeni belirtiler ortaya çıktığında veya hekimin önerdiği takip gerekiyorsa yeniden tıbbi değerlendirme uygun olabilir. Burada söz edilen durum, tıbben gerekli takip ile kaygıyı azaltmak amacıyla tekrarlanan güvence arayışının birbirinden ayrılmasıdır.
Sağlığı Önemsemek ile Sağlık Konusunda Yoğun Kaygı Yaşamak Arasındaki Fark Nedir?
Sağlığı önemsemek kişinin bedenindeki anlamlı değişiklikleri fark etmesini, gerektiğinde sağlık hizmetine başvurmasını ve önerilen kontrolleri yaptırmasını içerir.
Yoğun sağlık kaygısında ise sağlıkla ilgilenmek günlük yaşamın önemli bir bölümünü kaplamaya başlayabilir.
Kişi örneğin:
- gün içinde defalarca bedenini kontrol ediyor,
- internette uzun süre belirti araştırıyor,
- normal sonuçlara rağmen tekrar tekrar güvence arıyor,
- hastalık haberlerinden yoğun biçimde etkileniyor,
- bazı aktivitelerden bedensel belirti oluşacağı korkusuyla kaçınıyor,
- dikkati sürekli bedenine dönüyor,
- rahatlamak için ölçüm veya kontrol yapma ihtiyacı hissediyor olabilir.
Burada belirleyici olan yalnızca davranışın kendisi değil; sıklığı, işlevi ve kişinin yaşamını ne ölçüde etkilediğidir.
BDT Bu Döngüyü Nasıl Açıklar?
Bilişsel Davranışçı Terapi, kişinin yalnızca “ne hissettiğine” değil; yaşadığı durumu nasıl yorumladığına ve kaygıyla baş etmek için neler yaptığına da bakar.
Sağlıkla ilgili yoğun kaygı döngüsünde birkaç süreç özellikle önemli olabilir.
Felaketleştirici yorumlama
Belirsiz bir bedensel duyumun en ciddi ihtimal üzerinden yorumlanmasıdır.
“Başım ağrıyor” düşüncesinden hızla “ciddi bir hastalık olabilir” sonucuna geçmek buna örnek olabilir.
Seçici dikkat
Kaygı arttıkça kişinin dikkati tehdit olarak gördüğü bölgeye yoğunlaşabilir.
Kalbiyle ilgili endişesi olan biri kalp atımlarını; nefesiyle ilgili kaygısı olan biri solunumundaki değişiklikleri normalden çok daha kolay fark edebilir.
Bedensel tarama
Kişi “bir belirti var mı?” diye bedenini sistematik biçimde kontrol etmeye başlayabilir.
İronik biçimde, belirti bulmamaya çalışırken normalde fark edilmeyecek birçok bedensel duyum fark edilebilir.
Kontrol davranışları
Nabız ölçmek, tansiyona tekrar tekrar bakmak, bir bölgeyi elle kontrol etmek, aynada incelemek veya fotoğraf çekip karşılaştırmak kısa vadede güven verebilir.
Ancak bu davranışların sürekli tekrarlanması, zihne “Kontrol etmezsem tehlikeyi kaçırabilirim.” mesajını verebilir.
Güvence arama
Yakınlardan, internetten veya sağlık profesyonellerinden tekrar tekrar “bir şey olmadığına” dair kesinlik istemek geçici rahatlama sağlayabilir.
Fakat rahatlamanın kaynağı sürekli dışarıdan gelen güvence olduğunda yeni bir şüphede yeniden güvence ihtiyacı oluşabilir.
Kaçınma
Bazı kişiler kontrol ederken bazıları tam tersine kaçınabilir.
Örneğin kalp atışının hızlanmasından korktuğu için egzersizden, hastalıkla ilgili konuşmalardan veya sağlık kuruluşlarından kaçınabilir.
Kaçınma kısa vadede kaygıyı azaltabilir ancak kişinin korktuğu durumla ilgili düşüncelerinin sorgulanmadan kalmasına katkıda bulunabilir.
Belirsizliğe tahammülsüzlük
Döngünün merkezinde bazen şu ihtiyaç vardır:
“Kesin olarak bilmem gerekiyor.”
Oysa psikoterapide amaç kişiye “hiçbir zaman hastalanmayacaksın” güvencesi vermek değildir. Böyle bir güvence gerçekçi de değildir.
BDT perspektifinde üzerinde çalışılabilecek konulardan biri, belirsizliğin varlığında sürekli kontrol etmeden ve güvence aramadan yaşamı sürdürebilme becerisidir.
Psikoterapi Bu Döngü Üzerinde Nasıl Çalışabilir?
Psikoterapide yalnızca “Bu belirti gerçek mi?” sorusuna odaklanmak yerine daha geniş bir döngü incelenebilir:
Ne fark ettim?
Aklımdan ne geçti?
Bu düşünce bende ne kadar kaygı oluşturdu?
Kaygıyı azaltmak için ne yaptım?
Yaptığım şey kısa vadede beni rahatlattı mı?
Peki uzun vadede kontrol etme ihtiyacımı azalttı mı, artırdı mı?
BDT ağırlıklı psikoterapi çalışmalarında kişinin bedensel duyumlara yüklediği anlamlar, felaketleştirici düşünceler, dikkat süreçleri, kontrol ve güvence arama davranışları, kaçınmalar ve belirsizlikle kurduğu ilişki ele alınabilir.
Amaç bedeni görmezden gelmek veya “hiçbir şeyi kontrol etmemek” değildir.
Amaçlardan biri, gerçekçi sağlık davranışları ile kaygının yönettiği tekrarlayıcı davranışları birbirinden ayırt edebilmektir.
Ne Zaman Psikolojik Destek Düşünülmeli?
Tek başına zaman zaman hastalık düşüncesinin akla gelmesi psikolojik bir sorun olduğu anlamına gelmez.
Ancak sağlıkla ilgili düşünceler günün önemli bölümünü kaplamaya başladıysa; tekrar tekrar kontrol etme, araştırma veya güvence arama ihtiyacı oluşuyorsa; tıbbi değerlendirmeler sonrasında bile kaygı kısa süre içinde başka bir şüpheyle geri dönüyorsa ve bu süreç iş, sosyal yaşam, uyku, ilişkiler veya günlük işlevselliği belirgin biçimde etkiliyorsa psikolojik destek düşünmek yararlı olabilir.
Özellikle kişinin hayatı “Bir şey var mı?” sorusuna cevap aramakla daralmaya başladıysa, yalnızca bedensel belirtilerin değil, bu belirtiler etrafında oluşan düşünce ve davranış döngüsünün de değerlendirilmesi anlamlı olabilir.
Sık Sorulan Sorular
Vücudumu sürekli kontrol etmek anksiyete belirtisi mi?
Tek başına vücudu kontrol etmek herhangi bir tanıyı göstermez. İnsanların sağlıklarını takip etmeleri normaldir. Ancak kontrol davranışı sıklaşıyor, kaygıyı azaltmak amacıyla tekrar tekrar yapılıyor ve günlük yaşamı etkiliyorsa altında yatan kaygı süreçlerinin değerlendirilmesi yararlı olabilir.
İnternetten hastalık araştırmak kaygıyı artırır mı?
Her sağlık araştırması kaygıyı artırmaz. Ancak kişi rahatlamak amacıyla sürekli belirti araştırıyor, okudukça yeni hastalık ihtimallerine yöneliyor ve ardından bedenini daha fazla kontrol ediyorsa araştırma davranışı kaygı döngüsünün bir parçası haline gelebilir.
Kaygı gerçekten fiziksel belirti oluşturabilir mi?
Kaygı bedensel süreçleri etkileyebilir ve kalp atımında değişiklik, kas gerginliği, terleme, titreme, mide-bağırsak yakınmaları veya nefes alışverişinde değişiklik gibi fiziksel deneyimlere eşlik edebilir. Ancak yeni veya açıklanamayan fiziksel belirtilerin otomatik olarak kaygıya bağlanması doğru değildir; gerektiğinde tıbbi değerlendirme yapılmalıdır.
Doktorlar bir şey bulamadığı halde neden hâlâ endişeleniyorum?
Bazen kaygının devam etmesinin nedeni daha fazla tıbbi bilgiden ziyade yüzde yüz kesinlik arayışı olabilir. “Ya gözden kaçtıysa?” düşüncesi yeni kontrolleri ve güvence arayışını tetikleyebilir. Bununla birlikte yeni veya değişen belirtiler söz konusuysa hekimin önerileri doğrultusunda hareket edilmelidir.
Sürekli nabzımı kontrol etmek zararlı mı?
Nabız takibinin tıbbi olarak gerekli olduğu durumlar olabilir ve bu konuda hekimin önerileri esas alınmalıdır. Burada önemli olan, ölçümün tıbbi bir gereklilik nedeniyle mi yoksa her kaygı yükseldiğinde rahatlamak amacıyla mı tekrarlandığıdır. İkinci durumda davranış, bazı kişilerde kontrol-kaygı döngüsünü sürdürebilir.
Sağlık kaygısı nasıl azalır?
Herkes için geçerli tek bir yöntem yoktur. Öncelikle gerekli tıbbi değerlendirmelerin yapılması önemlidir. Psikolojik boyutta ise kişinin tehdit yorumları, bedensel dikkati, kontrol ve güvence arama davranışları, kaçınmaları ve belirsizliğe yaklaşımı üzerinde çalışılması yararlı olabilir.
“Bir şeyim olmadığı halde hasta gibi hissediyorum.” Bu mümkün mü?
Kişinin hissettiği bedensel duyumlar gerçek olabilir; bu duyumların mutlaka ciddi bir hastalık anlamına gelmesi ise farklı bir konudur. Kaygı bedensel deneyimleri etkileyebilir ve kişinin dikkatini bu duyumlara yoğunlaştırabilir. Bununla birlikte nedeni bilinmeyen belirtilerin yalnızca psikolojik olduğu varsayılmamalıdır.
Ne zaman psikoloğa başvurmak gerekir?
Sağlıkla ilgili kaygılar, araştırmalar ve kontroller günlük yaşamınızı belirgin biçimde etkiliyorsa; sürekli güvence ihtiyacı hissediyorsanız; bir endişe bittiğinde kısa sürede başka bir sağlık endişesi başlıyorsa veya bu döngüyü tek başınıza yönetmekte zorlanıyorsanız bir ruh sağlığı profesyonelinden destek almayı düşünebilirsiniz.
“Bende Bir Sorun mu Var?” Sorusundan Döngüyü Anlamaya
Bazen asıl mesele, bedeninizde hiçbir duyum olmaması değildir. İnsan bedeni sürekli değişir ve çeşitli sinyaller üretir.
Asıl yorucu hale gelen şey, her sinyalin anlamını çözmek zorunda hissetmek ve tehlike olmadığına tekrar tekrar emin olmaya çalışmak olabilir.
Kontrol etmek rahatlatabilir.
Araştırmak rahatlatabilir.
Birinden “bir şey yok” cevabını almak rahatlatabilir.
Fakat bu rahatlama giderek daha kısa sürüyorsa üzerinde durulması gereken soru yalnızca “Bedenimde ne var?”olmayabilir.
Bir başka önemli soru da şudur:
“Kaygım yükseldiğinde neden tekrar tekrar kontrol etmeye ihtiyaç duyuyorum ve bu davranış uzun vadede kaygımı nasıl etkiliyor?”
Ferkan Ayyıldız Psikoloji Merkezi’nde, Uzman Klinik Psikolog / Psikoterapist Ferkan Ayyıldız tarafından yürütülen psikoterapi sürecinde kişinin yalnızca yaşadığı belirtiler değil; bu belirtilere yüklediği anlamlar, düşünce-duygu-davranış döngüleri, kontrol ve güvence arama örüntüleri de Bilişsel Davranışçı Terapi ağırlıklı bir yaklaşımla ele alınabilir.
Bu yazı bir tanı veya tıbbi değerlendirme yerine geçmez. Yeni, şiddetli, açıklanamayan veya acil nitelikteki fiziksel belirtilerde uygun sağlık hizmetine başvurulmalıdır. Kendine zarar verme riski veya yaşamı tehdit eden acil bir durum söz konusuysa 112 Acil Çağrı Merkezi ya da uygun acil sağlık hizmetlerinden yardım alınmalıdır.
Unutma! Yalnız değilsin.